DİLİN DÜNYANDIR
Yukarı
DİLİN DÜNYANDIR
FATMA ŞİMŞEKOĞLU

DİLİN DÜNYANDIR

Bu içerik 207 kez okundu.

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler.” Ludwig Wittgenstein

Dilin dünyan kadarsa çeşit çeşit büyüklük ve farklı farklı derinliklere sahip dünyalarla yaşıyoruz demektir. Kaos tam da burada başlıyor.

Otobüstesiniz. Yanınızda oturanın telefonda konuştuklarına bakılırsa onun dünyası bir ev, bir arabalık. Ondan bundan belli ki toplayacak, ne gerekirse yapacak çünkü diline ev, araba alma düşüncesi düşmüş bir kere. Bunun için yanıp yıkılıyor. Size dönse fikrinizi sorsa, eyvah. Siz etik ve eşitlikçi bir hayat istiyorum falan dersiniz alimallah. Ev alma gereğinin olmadığı, mesken oturumun devlet desteği ile edindirildiği, araba ihtiyacının neredeyse gerekmediği bir şehircilik ve ülke planlamasından bahsettiniz diyelim. Al başına belayı. Ya sizi hiç anlamaz ya da burun kıvırıp sırtını döner veya başlar kurgulamaya: ‘Tuzu kuru bunun. Etik ne ya? Hayaller karın doyuracak sanki? Eşitlik diye bir şey var mı ki? Boş laf. Kesin, tuzu kurudur bunun.’ menbaında bir dille konuşacaktır karnından karnından…

Al sana ‘farklı dünyalar’…

Konuşamazsınız bile, diliniz farklı. Felsefedeki sorunların özünü dil sorununa bağlayan, düşüncenin merkezinde dil gelişimi problemi olduğunu savunan, dilin dünyayla ve düşünceyle olan ilişkisine çokça kafa yormuş bir filozof olan Ludwig Wittgenstein’in derdini de kanıtlayan kelimeler bütünü ile selamlayayım dedim sizleri. 

Dünyalarımız farklıysa boş verin okumayın, zevk alamazsınız ama söyleceklerimi merak edip okursanız düşünmenizi belki sağlayabilirim. 

“Diliminsınırları, dünyamın sınırlarını belirler.” Ludwig Wittgenstein

Dilin yapısal gelişmişliğinin ve fonksiyonelliğinin o dili kullanan kişinin/topluluğun gelişmişliğini ve bireysel/kitlesel olarak kültürel kalkınmışlığını simgeleyen baş faktör olduğunu düşünenler için 

altına imza atılacak bir cümledir bu. 

“Dil, varlığın evidir.” diye kurar Martin Heidegger cümlesini. Zira Yahya Kemal Beyatlı’nın "Dil, benim haysiyetimdir.” sözü de bu ilişkiyi kanıtlar. Dilin sınırları bireyin dünyasının sınırlarını belirliyor. Bu belli. Peki ama neden? 

Dünyamızı kuran dilin etki alanı düşünüldüğünde dar anlamıyla sadece konuşulan ya da yazılan bir şey olarak algılanmasının ötesinde insana anlamlar yüklediğini görürüz.  İlkel insanın ilk aletlerinden trafik işaretlerine kadar bir çok şey dil kapsamına girerken dilin düşünceyle olan ilişkisinin kapsamı en başta bilinmesi gereken şeydir.  Düşüşünen insan düşündüklerini dil yoluyla aktarır. Bu simgeler aracılığıyla gerçekleşen bir aktarımdır. Bu bağlamda dilin sınırları düşüncenin sınırları demektir. Dünyanın sınırları da düşüncelerin sınırlandığı yerdedir. Dünyanın düşünceler üzerine kurulmuş olduğu gerçeğini göz ardı etmezsek dilin sınırlarının dünyanın sınırlarını belirlediğini düşünebiliriz. Aynı zamanda dilimin sınırları kuşatıldığım dünyanın algıyabildiğim kadarı tarafından belirleniyor demek de olabilir. Yani dünyanın, daha açık bir deyişle, düşüncenin sınırlarını genişlettikçe dil de onunla doğru orantılı genişleyecektir.

Ana dilin insanların düşünce yapılarını, dünyaya bakış sistemlerini belirlediğini düşünürsek dilin desen yapısı halkının kafa yapısının, dil-düşünce- dünya işleyişinin kodlarıdır. Bu kodların bilinmesi halinde ülke top ve tüfekle değil dil-dünya ilişkisi ile ele geçirilip istendiği biçimde yönetilebilinir.  

Dil dünyaya her gözden bakmanızı sağlayabilme gücüyle hayran bırakır insanı. Öyleki, bir insan gözünden ve tek seferde tek noktaya odalanarak da baktırabilir dil, bir kartalın gözünden 40 derecelik açıyla oluşmuş koca bir daireye odaklanarak da ya da aydınlıkta göz kamaşması yüzünden kör edip inatla karanlığı da isterken buldurabilir sizi. Öyle görünüyor ki gördüğümüz dil-dünya şemasının ötesinde bir dünya da yok. Dile düşen gerçeklik aranıp bulunuyorsa  bol bol konuşmak lazım…

Sende Yorumla...