YILDIZ BAHÇIVANLARI
Yukarı
YILDIZ BAHÇIVANLARI
BAHRİ ELALDI

YILDIZ BAHÇIVANLARI

Bu içerik 345 kez okundu.

Mahallenin çocukları akşam oldu mu Fettah Dede’nin bahçesinde toplanırdı. Fettah Dede bahçenin asırlık ağaçlarından ikisinin arasına dallar çekip, üzerlerini otla kapattığı yatağından iner, biz çocukların yanına gelirdi. Fettah Dede bizim yıldız delillimizdi. Yani yıldız rehberi. Yıldızların yolunu, huyunu suyunu en iyi bilen oydu. Köyde hiç kimse yıldızları onun gibi anlatamazdı. Hatta bazen Dede’ye şaşar kalırlardı. Bir keresinde tanık olmuştum konuşmalara. Hacı Said şöyle diyordu çeşmenin başına oturanlara: “Vallahi Fettah’ı anlamakta zorluk çekiyorum. Çocuklara habire yıldızları anlatıyor. Yahu kardeşim, yıldız, yıldızdır işte. Allah’ın yıldızı. Gökyüzünde öyle kendi kavlinde asılı kalıp durur. Anlatılacak neyi var yıldızın?”

Dedenin anlattıkları, Hacının yıldız tanımlamasından tamamen farklıydı. Fettah Dede biz çocuklara: “Şimdi şu lacivert gökyüzüne gözlerinizi dikin. Orası Allah’ın bostanıdır. O bostanda Allah her sabah kalkar, oraya Ay diker, Güneş diker ve yıldızları serpiştirir. Siz gündüz sadece çok büyük olduğu için Güneşi görürsünüz. O Allah’ın meyvesidir. Bir de Ay vardır. O da büyüktür. Ay peygamberin meyvesidir. Onun için kimse bu ikisini sahiplenemez. Biz insanların meyveleri ise yıldızlardır. Onlar şimdi göründüğü gibi geceleri olgunlaşıp görünürler. Yıldızları büyüten, olgunlaştıran ise sevgidir.’’

Bahçenin dibinde, çeşmenin tam karşısındaki dut ağacının altındaki dibekte dövülen bulgur kokusunu, koca kazanlarda kaynayan buğday kokusunu içine çeken Fettah Dede, anlatımına devam ederdi: “Çocuklar, her birinize bir yıldız vereceğim. Kimin yıldızı en büyük ve en parlak olursa ona armağan olarak bir torba ceviz vereceğim. Yıldızınızı nasıl büyüteceğinizi biliyorsunuz. Tüm canlıları çok sevecek, onlara yardım edeceksiniz.”

Herkes yıldızını seçmiş, Dede’ye göstermişti. Sarı Remzi tam yıldızını gösteriyordu ki bir yıldız kaydı. Bu Sarı’nın seçtiği yıldızdı. “Dede benim yıldız kaçıyor.” Dede de şakayla: “Peşine düş, yakala onu oğlum:” dedi. Sarı Remzi bunu duyar duymaz ayağa kalktı. Koşarak bahçeyi indi. Hepimiz bahçenin başına koşup Sarı Remzi’ye baktık. Remzi iki yanı ağaçlıklı sokaktan aşağı fırtına seli gibi boşandı. Köy yoluna kadar koştu. Geri döndüğünde ağlamaklıydı. “Dede, yakalayamadım. Kaçtı, gitti benim yıldız.” Dede yıldızın olduğu yeri işaret ederek: ’Yok evladım. Sen onu çok istedin, peşine düştün ve yakaladın. Bak karşıdan sana gülümsüyor. O yöne baktık. Gerçekten de Remzi’nin yıldızı orada duruyor ve bize gülümsüyordu.

Ertesi gün tüm çocuklar birer iyilik meleğine dönüşüvermişlerdi. Kimi suya gelen bir kadının bakracını taşıyor. Kimi harmandakilerin yardımına koşuyor. Kimi bir ağacın altındaki otları temizliyor, kazıyor, köklerin havalanmasını sağlıyordu. O gün hepimiz o kadar değişmiştik ki köylüler şaşakalmışlardı. Hatta sapanıyla her gün kuş avlamaya çıkan Mirza bile bu huyundan vaz geçmiş, yuvasından düşen bir kuş yavrusunu kaptığı gibi ağacın tepesindeki yuvasına bırakmıştı.

Gece sabırsızlıkla bahçeye gittik. Dede’yle yıldızlarımıza baktık. Hepimizin yıldızı biraz büyümüştü. Ama en çok da Sabri’ninki. Dede Sabri’ye sordu: “Can Sabri, sen ne yaptın da yıldızın bu kadar büyüdü?” Sabri de: “Dede, aslında ben kötülük ettim. Yıldızım nasıl büyüdü, ben de şaşırdım. Çok utanıyorum dilim varmıyor anlatmaya.’’ Biz anlatması için ısrar ettik. Sabri başladı anlatmaya: “Zübeyir Amca’nın bahçesinin oradan geçiyordum. Sulanan bahçenin atık sularıyla geçtiğim yer çamur haline gelmiş, kayganlaşmıştı. Birden ayağım kaydı. Her tarafım çamura bulanmıştı. O sırada Hatice Teyze’nin yetimi Berfin orada oynuyordu. Ben de çamurlu ellerimi temizlemek için Berfin’in saçlarına sürdüm. Berfin onu sevdiğimi, başını okşadığımı sanmış ki sevinip boynuma sarıldı. Dede’ciğim işte

Benim yaptığım budur. “Fettah Dede’nin her iki gözünden birer damla gözyaşı aktı. Tıpkı nehir Tanrıça Tiamtu gibi; biri Dicle, diğeri Fırat oluverdi ve şöyle dedi Fettah dedi:” Sen büyük bir iyilik ettin oğlum. Bir yetimi sevindirdin. Bunun için de üzülmen değil, sevinmen lazım.

Yıldızı bizimkilerden daha fazla büyüyen bir başkası da Süleyman’dı. Süleyman tarlalara akan su arkında çöp yüzdürüyormuş. Su sırası da onlarınmış. Babası suyolunu elindeki kürekle düzeltirken az ilerdeki fundalıkta bir yılan görmüş. Yılanı öldürmek için oraya koşmuş. Bunu gören Süleyman bulunduğu yerin biraz yukarısına çıkıp suyun yönünü değiştirmiş ve babasına seslenmiş.’’Baba suyumuzu uçurmuşlar. Gel bak burada. Babası oraya koşmuş. Suyolunu düzeltene kadar yılan da kaçıp kurtulmuş.

Dede kıvançlandı. Süleyman’ın bunu niçin yaptığını anlamıştı ama bizim de anlamamız için Süleyman’ı konuşturmak istedi: “Sevgili Süleyman, biliyorsun yılan kötü bir hayvandır. Zehirlidir. Zehri adam öldürür. Baban kimseye zarar vermesin diye onu öldürmek istedi. Fakat sen ona engel oldun.”

Süleyman’ın cevabı bizi çok etkilemişti: “Can Dede’m, bir kere bizim köyün yılanları zehirli değil. Bu güne kadar kimi sokmuş, söyleyin. Hem zehirli olsa ne olur? O yılan kendi kendine fundaların oradan geçip gidiyordu. Kimseye de saldırmadı. Ne bileyim işte. O anda gönlüm öldürülmesini istemedi de babama engel oldum.”

Sıra kazananı belirlemeye gelmişti. Fettah Dede oylamayı bizim yapmamızı istedi. Biz de oylamamızı yaptık.

Bahri ELALDI

Sende Yorumla...