SUNIKVAC (MASAL ANLATICI)
Yukarı
Advert
SUNIKVAC (MASAL ANLATICI)
BAHRİ ELALDI

SUNIKVAC (MASAL ANLATICI)

Bu içerik 146 kez okundu.

Sayrek’in üst tarafında, köyü mezraya bağlayan yolun başında Ap Mahıkların (Mehmet Amca)  köyün birçok evi gibi iki katlı kerpiçten evleri vardı. Kış gecelerinde mehtapla yıkanan evin dış duvarlarında, kerpiçlerin kaynaştığı yerlerde gölgeler oluşurdu. Bu evin saçakları koyu laciverdi gölgelerini evin önünde birikmiş karın üzerine dökerdi. Çok kar yağardı. Uzaktaki birçok evle irtibat kesilirdi. Âmâ Ap Mahıklara ulaşmak her zaman mümkündü. Çünkü onlara giden yol gençlerin gelgitleriyle sürekli açık olurdu. Bu eve gençler masal dinlemeye gelirlerdi Ap Mahık’tan.

Yetmişli yaşlardaydı Ap Mahık. Sayrek’in boy ortalamasına göre kısa denebilecek bir boya sahipti. Esmer, yuvarlak yüzü çoğu zaman güleçti. Çocuklarını büyütmek uğruna onca zahmete göğüs germesi, çalışması, didinmesi bu yüzden o sıcak gülümsemeyi hiç eksiltmezdi. Bu güler yüz Ap Mahık’ın sevecenliğini daha da arttırırdı. Anlattığı masallarla ün salmıştı. Yörenin en usta sunıkvacı (masal anlatıcı) oydu. Çevre köylerden, mezralardan, köyün içinden geçler uzun kış gecelerinde Ap Mahıklarda toplanır, merakla anlatılacak masalı beklerlerdi.

Alt katında kalorifer görevi üstlenen ahırı ve samanlığı sayesinde üst kattaki odalar bir nebze ısınırdı. Isınmayı en çok üst katın eyvanındaki pıxeri(ocak) sağlardı. Bazen bu ocağın güllerine patates, lol konur, eyvan mis gibi kokardı. Ap Mahık bu ocağın başına yerleştirilmiş minderine otururdu.Meraklı kulaklar da ocağın çevresinde yarım daire oluşturacak şekilde Dizilip minderlere yerleşirlerdi.. Ocaktaki ateşin yalımları duvarda yanan gaz lambasının ışıklarına karışır, ortaya çıkan loş aydınlık duvarlarda çeşit çeşit şekillerin oluşmasını sağlardı. Annelerinin dizlerine başlarını koyup masalları dinleyen biz çocukların bir eğlencesi de bu gölge oyunlarını seyre dalmaktı.

Ap Mahık masala başlamadan evvel elini çenesine atar, çenesini sıvazlar, kaşır sonra gözlerini ocakta yanmakta olan ateşe diker, beklenen anın geldiğini müjdelercesine:

“Yo vaht…” (Zamanın birinde…)diye başlar hepimiz masalların o gizemli, sihirli dünyasına götürürdü. Sonra loş odanın bir köşesinde Zaloğlu Rüstem görülürdü. Elinde kılıcı ve tüm ihtişamıyla. Battal Gazi atını alt kattaki ahıra koyar, yukarıya yanımıza gelirdi. Devler, periler, cinler, ankakuşu ve diğer masal unsurları bu odanın sihirli atmosferini tamamlardı.  “Şah Maru (Şahmaran) téna mar niyu. (Şahmaran sadece yılan değil.)Mealen aktarılırsa: ” O bu coğrafyanın piridir. Yarısı yılan, yarısı insandır. Derdi.

Gece uzayıp ocaktaki ateş üşüyünce, demir maşayla küller eşelenir, ortaya çıkan közün üzerine birkaç odun atılır sonra masala kalınan yerden devam edilirdi. Ap Mahık anlatırken kendisini öylesine kaptırırdı ki adeta masal kahramanlarıyla özdeşleşirdi. Bu anlatımlar gün ağarıncaya dek devam ederdi. Ocaktaki ateş ile bedenlerimiz, Ap Mahık’ın masallarıyla kalplerimiz ısınmış bir şekilde yatmaya giderdik.

Kemalettin Kamu’nun “Bingöl Çobanları “isimli şiirinde:” Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;/ Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.”şeklinde nitelediği okuma yazma bilmeyen bu adam Firdevsi’nin Şehname’sinde, Binbir Gece Masallarında, Beydaba’nın Kelile ve Dimne’sinde geçen bu muhteşem parçaları nereden öğrenmişti. Tabi ki de bunda sözlü geleneğin yani kulaktan kulağa aktarmanın rol oynadığını söyleyebiliriz.
Çocuklarımızın ruhsal dünyalarını zenginleştiren, geçmişimize, kültürümüze ışık tutan, bizi bu sıkıca dünyadan uzaklaştırıp kötülüğün, savaşların olmadığı o sihirli dünyaya götüren masallarımızı unutmamak lazım.
Kültürel yozlaşmanın her geçen gün arttığı günümüzde köklerimizi aydınlatan Ap Mahık gibi kandillerin ışığını söndürmemek lazım. Köylerimizde kaldı mı Ap Mahıklar, bilmiyorum. Ama mutlaka vardırlar. Araştırmak gerekir. Anadolu topraklarının en kadim dillerinden biri olan Zazacanın unutulmaması, canlandırılmasının yollarından biri de sözlü geleneğimizin taşıyıcıları olan Ap Mahıkları bulup ortaya çıkarmak değil mi?
Sende Yorumla...