KARA LASTİKLERDEN AYRAN İÇMEK
Yukarı
Advert
KARA LASTİKLERDEN AYRAN İÇMEK
BAHRİ ELALDI

KARA LASTİKLERDEN AYRAN İÇMEK

Bu içerik 112 kez okundu.

Kırklı yaşlarda olanlar bilirler kara lastikleri. Bayağı bir lastikten yapılma bu ayakkabıların üzerlerinde kabartma küçük, kare desenler vardı. Ucu, desensiz; parlak. Bir de kabartma bağcıkları var;ama bağcığın kendisi yok.Bayanlarınki ise daha parlak ve desensiz.
Gariban amelelerin, emektar rençberlerin, şehirde oturan dar gelirlilerin, Karcadağ’dan, çevre ilçelere ait köylerden yetiştirdiği ürünü satmak için Urfakapı Pazarı’na, Şeytan Pazarı’na gelen köşeli şapkalı,siyah şalvarlı köylülerin ve biz başı kabak,sıska çocukların giydiği bu ayakkabılar kışın yağışlı havalarda insana çamur azabı yaşatırdı.Hele çamur tarla çamuruysa “vah!” haline.Hamur yapışkanı bu çamur deryasına saplandın mı ayağını oradan çıkarman mümkün olmaz.Çeker çamur seni,alır ,yutmak ister.Ayağını kurtarırsın ama “kara”yı asla vermez sana.
              “Kara lastik takımı”na yakın birtakım insanlar da “cızlavut” denen içi, ayakları sıcak tutmak ve kaymayı önlemek maksadıyla konmuş kırmızı astarlı, sanki üç beş kat cilalanmış ayna gibi parlak lastiklerden giyerlerdi.Bunlar kara lastik giyenlere nazaran hali vakti biraz daha iyi olanlardı.
               Neyse biz gelelim yazımıza konu olan kara lastik hikâyesine. Hacı Zübeyir bir yaz günü yardımına gelen birkaç Musyanlı ile tarlada buğday biçiyor. Güneş tam tepede. Sarı sıcak kavuruyor. Irgatların dudakları kurumuş, büzüşmüş, yer yer de beyaz izlerle çökükler oluşmuş. Aksi bu ya o gün de Hacı tarlaya gelirken yanında nasıl olsa oğlan getirir diye içecek bir şeyler getirmemiş. Yardımcılardan biri takılıyor Hacıya:
-Hacı Dayı, valla hani Sahra çölünde bile olsak bir damlacık su peydahlanırdı. Hadi bıraktık toraklı, tereyağlı lolu da bir yudum suya razıyız.
Hacı Zübeyir utanıyor, kızarıyor, sıkılıyor. “Nerede kaldı bu çocuk ?” diye söyleniyor.
-Bekle hele. Çocuk, eli kulağındadır. Beş on dakikaya kalmaz gelir. Biraz daha sabretsen ölmezsin her hal.
Hacı Hüseyinlerin Zeko Hacı Zübeyir’in kızdığını görünce bu keyifli eğlencenin tadını çıkarmak istiyor:
        -Yok baba. Böyle olmaz. Ben Raife Teyzemin yağlı, buz gibi ayranı olmadan çalışmam. Aha oturuyorum ve de kalkmıyorum, deyip orağı bir kenara atar ve oturur. Diğerlerine de işi bırakmaları için göz eder. Onlar da bırakırlar orakları.
Hacı Zübeyir sinir küpü:
          -Ülen dürzüler. Şimdiye kadar ölmediniz. Birkaç dakika içinde mi öleceksiniz. Valla ha geldi…
         -Bak demedim mi, işte geliyor, diyerek mahalleden tarlaya çıkan ağaçlı küçeyi işaret eder.
-Hadi, o gelene kadar şu sırayı da bitirelim.
Zeko kahkahayla:
         -Yahu Haci Emmi, o gösterdiğin Fettahların eşeğidir. Ma sen hiç dört ayaklı insan gördün mü?
        -De git, seni gidi k… ci. Benle dalga mi geçiyorsun?
Takılmalar sürüp gidiyordu ki Hacının oğlu omzunda meşkülü, elinde erzak bohçasıyla çıkageliyor. O ana kadar hiç konuşmayan, yalnızca takılmalara gülen Hacı Hüseyin Sımaylu Hacı Zübeyir’e tepedeki kurumuş dereye inen yokuşun başındaki meşe ağaçlarını işaret ederek yemeği orada yemelerini tavsiye ediyor. Bunun üzerine meşelerin olduğu yere yöneliyorlar.Varıp gölgesi koyu bir meşenin altına oturuyorlar. Bohça açılıyor. Mis gibi bir lol kokusu yayılıyor. Hacı Hüseyin:
           -Yahu şimdi bırak yemeği de millet susuzluktan kırılacak. Aç şunu da içsin garipler.
Hacı Zübeyir bir de bakıyor ki bohçada şarbık (içmelik su kabı) yok. Oğlanı azarlıyor. Oğlan başı önde mırıltılı bir sesle:
           -Anamlar koymamış baba. Gidip getireyim.
            Zeko, bir gün önceden Bingöl’e inmiş. Ev için ihtiyaçları temin ederken kendine de bir çift siyah lastik ayakkabı almış. O gün de ayakkabıyı yeni giyip gelmiş tarlaya. Ayakkabı parlıyor. Hacı Zübeyir’e dönüp:
        -Emmi, çocuğu azarlama. Şarbık yoksa ma ayakkabımızda mı yok. Az bekleyin ben gelene kadar kimse ayranı içmesin der ve kendini dereye inen yokuştan bırakarak derede kurumak üzere olan bir kaynağın çamurlu suyuyla ayakkabılarını yıkar. Kısa bir süre sonra elinde yıkanmış ayakkabılarıyla bekleyenlerin yanına varır. Tulumun ağzını açar ve yıkadığı lastik ayakkabılarına ayran doldurup millete sunar. Hacı Hüseyin gülmekten kırılır.
       -Ero Zeko, bu nedir ula. Sanki altın kupada şerbet ikram ediyorsun. Allah iyiliğini versin.
Gülüşmeler arasında ayranlar kara lastiklerden içilip Lé Xwezwari’de, Merga Sir’de, Şabatı’da ve köyün daha nice otlağında otlayan koyunların kekik, reyhan, sümbül kokan tereyağının döküldüğü lolu yerler.
        Böylece bizim kara lastiklerin giymelik dışında başka bir vasıfları daha ortaya çıkmış olur.

 

Sende Yorumla...