DAYANIŞMA BİLİNCİ
Yukarı
DAYANIŞMA BİLİNCİ
Cengiz Haşımoğlu

DAYANIŞMA BİLİNCİ

Bu içerik 333 kez okundu.

Aslında Dayanışma kavramının ilk akla gelen tanımı yardımlaşma, maddi ve manevi katkılarda bulunma anlamlarını taşıyorsa da tanımın eksik kaldığını belirtmek yanlış olmaz. Çünkü Sosyal Dayanışma veya Toplumsal Destek sunumunun geniş bir tanımsal çerçevesi var. Sadece yardım etmek değil; Zamanda, mekânda, yaşam alanlarında ve insan hayatının tüm dönemlerinde topluluk bilincinin edinilmesi gereken tecrübelerini ve ortak birliktelik anlamlarını da özünde barındırır.

 Dayanışma, insan topluluğunu ve toplumsal yapıyı meydana getiren bireylerin ortak hareket eylemleri olarak birliktelik doğuran, ihtiyaçların beraberce karşılanmasını sağlayan, tek başına bir anlamı olmayan bireye sosyal kimlik sağlayarak statü ve roller yükleyen bütünlüğün örgütlü şeklini ifade eder.

Ama kelimenin son zamanlarda yardım ve muhtaca katkı sunumu olarak dar çerçeveye oturtulması sahip olunan toplumsal bütünlük hayatının bazı sorumluluklarını da unutturuyor. Çünkü dayanışma, topluluğu oluşturan bireylerin yaşam tarzları, ortak ihtiyaçlar ve duygu-düşünce paydasında birbirlerine olan maddi-manevi bağlılıklarının adıdır. Ortaya çıkan kavramlar da işbirliği, elbirliği, beraberlik, ortak hareket tarzı olmakta. Bunlara eklenen Sorumluluk kavramı da tamamlayıcı parçadır.

Çünkü fiziki yapımız veya anatomik yapıyı oluşturan organlar bütünü insanı tek başına ifade etmez ya da insanı tanımlamada yetersiz kalır. İnsan biyolojik yapının yanında iç dünyası ve sosyal çevresi ile birlikte sahip olduğu ruh, irade, duygu-düşünce birliği, sosyalleşme ihtiyacı ile fiziki yapısına eklediği Psikolojik ve Sosyal boyutları sayesinde değer kazanmaktadır. Diğer canlılar ve varlıklardan ayırıcı özelliği ile kullandığı iradesi ve akıl potansiyeli ile dayanışmanın açlığını hissederek toplumsallaşma sürecine katılım sağlar.

Yani insan bedeninin yanı sıra iletişim ve ilişkiler sayesinde elde ettiği sosyal hayat sayesinde insani dayanışmanın adayı olma yoluna yönelir. Temel ihtiyaçlarımız olan besin ve gıda alanlarının yanında sağlık ve eğitim gibi alanların edinilmesi veya sağlanması gibi konuların insanların tek başına edinebileceği unsurlar olmadığı fark edilirse, dayanışma ve birliktelik ruhuna olan yolculuğumuz da o kadar çabuk olacaktır.

Bir de güvenlik ve korunma gibi hayati noktalarda insanı canlı tutan tedbirlerin ortak bir yaşamı zorunlu kıldığı düşünülürse, dayanışma kavramının önemi daha fazla anlaşılacaktır.

İnsan hayatı için bir zorunluluk olan dayanışma ruhunun sadece insani sınırları da yok. Doğa’ da yaşayan, ihtiyaçlarını gidermek için Toprak’ a ve Su’ ya yönelen insanoğlu için Hava da ayrı bir yaşam kaynağı durumunda. Bu hayati kaynaklara olan dayanışma duygumuz ne kadar canlı?

İnsanlar arası zorunlu olarak kurulması gereken dayanışma ruhu, neden çevre elemanları ve insanın temel yapısını oluşturan Doğa’ nın parçaları için canlı tutulmaya çalışılmaz?

Yaratıcı gücümüz tarafından kullanılmaya hazır hale getirilen fiziki çevremiz ve doğal çevremizi oluşturan bütünsel yapı ile neden dayanışma ilkeleri ortaya koymayız? Ama yakma, bozma, yok-tahrip etme, kirletme gibi dürtülerimizi üzerinde denemekten bıkmadığımız bir doğanın kurbanı olabileceğimizi unutabiliyoruz.

Açlık, susuzluk, yoksulluk, kaynakların yok oluşu gibi kavramlar bize ne hatırlatmalı? Ya da aslında kendi sonumuzu hazırlamayı hedef edinerek yaratıcı kudrete isyan bayrağı ile tükendiğimizi görmüyor muyuz?

İnsan ne zaman ilahi güce olan meydan okuma saplantısından vaz geçecek acaba?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...