ADALET YOKSULLUĞU
Yukarı
ADALET YOKSULLUĞU
Cengiz Haşımoğlu

ADALET YOKSULLUĞU

Bu içerik 240 kez okundu.

Eksik bir şeyler var. Yoksulluğunu yaşadığımız hak ve adalet uygulamaları noktasında ihtiyacını duyduğumuz birçok şey var hayatımızda. Haklar ve sosyal yaşam özgürlükleri ile alakalı toplumsal düzen kurallarının eşit dağılım göstermediği görülüyor.

Birileri için kısıtlayıcı olabilen sosyal düzen ve toplumsal kurallar silsilesi, birileri için bağlayıcı olmayabiliyor. Sosyal uyum çerçevesinde oluşan itaat kültürü ve toplumsal dayanışmaya yönelik katılım isteğinin yok olmasında, eşitlik ilkesinin ihlal edilmesi önemli bir pay edinmekte.

Sorun sistemde veya yasal dayanaklarda değil, uygulayıcılarda… Yasalar ve Hukuk kuralları var ve sınırları çizilen işleyiş tarzının varlığı ortada. Yapılması gereken işleyişi canlı tutmak ve uygulama alanlarında rol alan aktörlerin adalet mekanizmasını hareketlendirecek ve adil bir dağılım sağlayacak kültürü oturtmaktır.

Adalet, yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından eşit kullanılmasını, hakkı gözeterek yaşam alanlarının hukuka uygun şekilde sürdürülmesini sağlamak amacını güder. Yani doğru ve uygun olan konusunda bireyler arası uzlaşma sağlanan ilkeler bütünüdür.

Günümüzde adalet kavramı hukuk kuralları ile yasal hakların resmi örgütlü yapıdaki insani hakları ifade ettiği gibi sosyal ve bireysel manada her türlü ekonomik, kültürel, mesleki, eğitim ve güvenlik gibi zaruri yaşam şartlarının var olması gereken hayati ihtiyaçları da kapsamaktadır. Sadece kişi ve devlet ilişkisi olarak analiz etmek eksik kalmakla birlikte, adalet kavramını iletişim ve diyalog kapsamında insanlar arası hayat koşullarının ana karakteri olarak görmek doğru olandır.

Sosyal adalet anlayışı bu manada kısmi ya da bireysel değil, evrensel özellik gösteren bir terim olmakta. Evrensel Ahlak İlkeleri ile olan uyumu sayesinde insan eylemlerinin ve sosyal ilişkilerin “İyi” ile “Kötü” ayrımında insanlar arası dengenin sağlanmasına temel olur. Yani ulaşılan nokta “Toplumsal Denge” kavramı olmakta. Çünkü eşit olma ile adil olanın ortaya çıkardığı seviye hali dayanışma bilincinin uzantısı itibariyle “Sosyal Denge” olmakta. Bireysel denge hali toplumsal dengenin hareket noktasıdır. Toplumsal yapıyı oluşturan bireylerin eşit-adil ilkesinden hareketle yakalayacağı toplumsal bilinç sayesinde Adalet olgusu hem resmi hem de sosyal alanlarda canlılık kazanma yolu bulacaktır.

Tabi bunun kontrol ve denetim mekanizması da örgütlü Devlet yapısı ve temsili kurumlar olmakla birlikte, devreye cezai ve yaptırımcı uygulamalar da girmekte. Uymayana, düzene ve kurala uyma yolunu göstermek amaç edinilmektedir. Zira birileri için yaptırım birileri için ayrımcılık yapmanın imkânsızlığı düşünüldüğünde, Adalet kavramının insanlar arasında düzeni, hakkaniyeti ve eşitliği nasıl sağladığı daha kolay sorgulanabilecektir.

Adalet kavramının özünde gerçeğe uygun hükmetme, dürüstlük ve denge halini yakalama manası olduğundan, ruhsal denge ve ahlaki olgunluk seviyelerinin önünü açacak yolları göstermesi de söz konusu olmakta. Örneğin düşünürlerin birçoğu insanın Bilgi, Öfke ve Şehvet güçleri olduğunu ve Bilginin insanı Hikmete, Öfkenin yiğitlik ve cesur olmaya, Şehvetin ise insanı Edep ve Ahlaklı olmaya yönlendirdiğini söyler. Ama bu güçlerin son basamağına ise Adalet gücünü koymayı ihmal etmezler.

Adalet kavramı hem ilahi açıdan hem de sosyal açıdan faziletli ve erdemli olmanın uyumlu bir sonucudur. Yani aşırılıktan uzak durmak ve duygu kontrolü ile bilinçli varlık haline gelmenin ilk basamaklarına adım atmaktır. Hırsızın kabarık dosyasına rağmen yaptırımlarla karşılaşmaması bir sorundur. Toplum ve birey açısından doğan zararlar ve can-mal kaybına rağmen caydırıcılık meydana gelmemesi, işleyiş problemlerinin varlığını işaret eder.

Şiddet uygulayarak kadın ve çocuk istismarında bulunanların rahat hareket etmesine şahit olmak olağan hale geldi. Nedeni var olan yasal haklar ve insani yaşam haklarına rağmen cezai işlemlerin uygulanmamasıdır.

Adalet yoksulluğumuz adalet mekanizmaları ile adalet uygulayıcılarının uyumsuz halinden dolayı yaşanmakta. En kötüsü, toplumsal bireylerin adalet olgusuna olan inançlarının zayıflığı ile adil olma halinden uzak durmaları. Ayrıca insanlar arası iletişim, ortak paylaşımlar ve ortak mekânlarda insanların adil davranmaktan uzaklaşarak, kendi içsel dayanışma ruhlarını kaybetmeleri adalet yoksulluğumuzun artışında tetikleyici işlev görüyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...