YANDIN, ÇIK!
Yukarı
YANDIN, ÇIK!
KUMRU ZAYED

YANDIN, ÇIK!

Bu içerik 572 kez okundu.

Burası Türkiye, dünyanın en büyük kadın mezarlıklarından biri. İncir çekirdeğini doldurmayan sebepler ve bahanelerle, mezarlar doldurduğumuz dev bir kabristan. Bu da en iyi ihtimalle; nâşımız bulunabiliyorsa, yakılmadıysa ve tek parçaysa.

  Resmi veriler, korkunç rakamları işaret ediyor. Tabi bu esnada herkes bir 10 dakika kınıyor, duygusal bir müzik eşliğinde siyah-beyaz bir fotoğrafımız dönüyor ekranda ve değişen sadece isimlerimiz oluyor. Zira değişen tek şey bu, zinhar caydırıcı ve çözüm odaklı bir sonuca varılmıyor. Ama çok güzel kınıyoruz ve çok yaratıcı  ‘# hashtag’ ler açıyoruz. Bakın bu hususta muazzam gelişkiniz!

  “Sevgi incitmez, sevgi sarıp sarmalar” sözü dilimizde pelesenk, hayatımızda genel geçer bir manşet. Altı boş, okunacak tek bir mantıklı ve insani bir eylem yok. Adını aşk koydukları saplantılar ve adını kıskançlık koydukları caniliklerle dolu. Tenzih ettiklerimiz var, fakat ülke gerçeğini örtecek çoğunluk ve nitelikte değil, maalesef… Bu, insanın kendini evinde yetim hissetmesi gibi bir his “Bir yere aitim ama korunmuyorum, kollanmıyorum, korkuyorum…” Bu, küçük bir çocuğun arkasını kollayarak karanlıktan koşması gibi tekinsiz bir his.

  Çocuklar doğuruyoruz bu mucizevi bedenlerimizle, can veriyoruz, hayata hazırlıyoruz. Sonra aynı bedenle, vaktinden evvel ve vaktini fail’in belirlediği bir hikâyede maktul oluyoruz. Bu noktada; ne sosyal statü, ne kültür, ne de başka bir ayrıştırıcı özellik önem teşkil etmiyor. Canları öyle istiyor ve yapıyorlar. Ne de olsa bir takım elbise, bir iyi hâl yetecek bu ayıptan muaf edilmelerine. Ne gam!?

  Toplum, kadına önce rolünü yazıyor; kutsal anne, hanım hanımcık kız rolü. Bknz. Figüran değil, karakter bir rol, başrol. Sen kıymetlimsin diyor ve metni tutuşturuyor eline. Kutsalsın sen, izleyiciye bu rölü geçirmelisin diyor. Sıran gelmeden konuşma, öyle gülme, böyle giyinme. Hepsini ben vereceğim sana sahnede diyor. Ucuz bir piyes sahneleniyor. Sonra, olmuyor diye kızıyor, yapamıyorsun! Zaten layığıyla yapsan da yetmeyecek, olmayacak. Fakat doğaçlama yok, bu bizlere yasak. Biçilen role uyacağız, yok öyle kendin olmak. Yok öyle, kadınlık, annelik, sevgililik, kız kardeşlik, kız evlatlık rolünden çıkmak. Ne emrediliyorsa, biat etmek için varız. Aksi takdirde yapılacak belli, rolünün hakkını veremedi; karakter ölür, ışıklar söner, perde kapanır… Verilere + bir eklenir, ülke ayıbına bin.

  Aynı yerden kanayan yaralarımız sarılmadıkça, her gün birimiz bir diğerimiz için ağlayacağız ve tedirginlikle o haberlerden biri olmaktan korkacağız. Sonunu bilmediğimiz bir oyun içinde, en kolay harcanan olarak oynuyoruz rollerimizi. Belki yarın ben, bunu okuyan sen, sesini duyamadığımız alt komşumuz, mutlu görünen bir yakınımız… Bu çağda korkmak ve sığınamadığımız adalet sistemi bize bırakılmış en acı hakikat. Sonunu tahmin eden, pelerini saçları olan kahramanlarız. Yandın, çık! Oyun bitti…

Sende Yorumla...