DÜŞÜNME POTANSİYELİ
Yukarı
DÜŞÜNME POTANSİYELİ
Cengiz Haşımoğlu

DÜŞÜNME POTANSİYELİ

Bu içerik 233 kez okundu.

Akıl ve düşünme potansiyeli, varlık âleminin en mükemmel toplamını ifade eden insan olgusunun yegâne özelliği olarak, ayrıcalıklı konuma sahip olması durumunu yaratan ve sadece insanoğluna has potansiyel bir güçtür.

Varlıkların en değerlisi kabul edilen, içinde yaşadığı dünyayı yönetme iradesini elde etmeye çalışan canlı olarak, sahip olduğu akıl ile düşünme melekeleri gücü sayesindedir insanoğlunda hâkimiyet duyguları yaratan.

Düşünme, tüm bilimlerin varlık âlemi içinde ve kâinatın özünü oluşturmada, değerler sisteminin en güçlü ve en korkunç yeteneği olarak insana has tek yetenektir.

Neden korkunç yetenek?

Katliamların ve yıkımların sebep-sonuç zincirinde edindiği yer itibariyle, insanların kendi yaradılışlarına olan isyanından dolayı.

Tanımsal çerçevede düşünme kavramını, “Akıl sahibi insanın kendisini, dünyayı ve evreni anlaması-algılaması konusunda, sahip olduğu duyu organları yardımıyla, aktif halde tuttuğu zihinsel faaliyetlerin tüm aşamalarını kapsayan süreçtir” açıklamasıyla belirtebiliriz.

İnsanoğlunun düşünsel faaliyetleri beraberinde “İrade” denen belirleyici bir yeteneği de ortaya çıkarmaktadır. İrade, sahip olunan düşünme gücü ve yetenekler dâhilinde, var olan alternatifler arasında seçim hakkını akıl süzgeci ile kullanma yeteneğidir.

Düşünme yeteneğinin uzantısı olan irade gücü, dış dünyanın kişi merkezli yaşam alanlarında diğer insanlar ve varlıklara karşı başka bir tür bilinç farkındalığı daha meydana getirir: Sorumluluk…

Sorumluluk, kendini ve varlıkları kabullenerek, onlarla ilgili tüm yükümlülük ve hayat koşullarını benimseyip, ödev-görev bilincini üzerine alarak iradeli hareket etmektir. Bilinç, kişinin kendisinin ve evrenin farkında olma halini ifade ederken, sorumluluk ve iradeli davranışlar, insanoğlunun görünen eylemlerinde ne yaptığını bilme anlayışı oluşturur. Bilinç, irade, sorumluluk ve akıl yetenekleri bilgi denen potansiyel ve vazgeçilmez unsurla birleştiğinde, düşünmenin yarattığı “Kendini bilmek” ve “Evrenin sırrına ulaşmak” farkındalığı, kendimize bir anlam vermenin umulmaz tadını almamıza yetecektir.

Kavramsal boyutlarının hayata yansıması ahlaki eylemlere kaynaklık eden sorumluluk, bilinç, iradeli davranışlar, akılcı eylemlerin beklenen görüntüleri her zaman için iyi olana yönelik beklentileri doğurmaktadır.

Kişiden beklenen ve kişinin evrende edindiği konum bakımından iyi-kötü ahlaki eylemlerin iradeli seçimi, insani özgürlükler ve yaşam hakları göz önüne alındığında olumlu olan iyi davranışa yönelik olacağı bilinen bir gerçektir.

Nedir iyi olan?

Saygı duymak, insanları oldukları gibi ve seviyesini bilerek kabul etmek, kişilerin özgürlük alanlarını ihlal etmemek, sorumluluğumuza giren konularda hassas olmak, suçu başkasında aramamak, kötü düşünmemek, kötü söylememek, art niyet gözetmeden kişiye hakkını vermektir. Toplumsal kural ve dini kuralların kültürel değerlerle uyumunu yakalamak, kendi değerlerine, toplumsal değerlere sahip çıkarak kötü eylemden uzaklaşmak, ahlaki kurallara uygun davranışları sergilemektir. Bilinçli davranışlarla kendisinin ve dünyanın bilgisine-sırrına ermek, bilgi sahibi olmanın zorlukları mücadele etmek, toplumda diğer insanların ve varlıkların var olduğu anlayışıyla bir bütünün parçası olduğunu unutmamak ve var olmanın isyanını içinde eriterek, var olmuşluğun-inanmanın gereğini yerine getirmektir.

İnanmışlık öncelikli olarak ilahi olana, sonra da kendine ve değerlerine, neden yaşamış olduğunadır. İnsanoğlu, maddi ve ruhi boyutlara sahip iki zıt unsurun meydana getirdiği nedensellik ilkesinin gereği olarak inanç yönlü duygularla yaratılmış bir varlıktır.

Maddi-ruhi boyutlu varlığın arınmışlık seviyesini kötülükten, ahlaki olmayan eylemlerden soyutlamak; iyi olan davranışları sorumluluk bilinciyle donatıp düşünmenin gereği olarak erdemli davranışlarla çerçevelemek yaşam alanlarımızın bir gerekliliğidir.

Hayat koşulları kolay olmayan-aşılması gereken engellemelerle dolu olmakla beraber, insan mefhumunun irade ve bilgi gücü akıl yeteneği ile birleşerek ayakta kalıcı motivasyonlar yaratmaktadır. Akıl gücü, sahip olunan tek yetenek ve varlık âleminin seçici kriteri olarak insan doğasının diğer varlıklar arasında ayrı bir konum kazanmasını sağlayan geniş bir potansiyele sahiptir.

İnsan, evrenin gizemini içinde barındıran, kâinatın küçük bir maddede toplanmış prototipini oluşturan, gizemini tüm incelemelerine rağmen hala koruyan canlı organizma olarak gerçek bir mutlaklıktır.

Çünkü insan evrenin özü ve yaradılış gayesidir.

Önemli olan insanoğlunun kendi nedensellik ve varlık âlemine bir anlam yüklemesi ve bu konuda yaşamsal amaçlar edinmesidir. Kendi varlık ve var olma anlayışına anlam yükleyenler, hayatın zevk ve amaç mantığına ulaşacaktır. İlahi kaynakların bağlayıcı izahları kâinatın mutlak güç etrafında oluşturulmuş bir temele oturduğunu önümüze sermektedir.

Yaşam inancı ve ilahi inançların, değerler manzumesi sayesinde hayata bağlılık ve sorumluluk bilincini ortaya koyduğunu tespit etmek lazım.

Kişinin kafasında ve ruh dünyasında meydana gelebilecek “Boşluktayım” düşüncesi, amaç ve sorumluluk bilincinin pratiğe uygulamasındaki eksikliklerle alakalıdır.

İnsan, kendi gücünü ifade eden irade-akıl-ruh dünyasının bilgisine sahip olması sayesinde hayata bağlanabilmenin onuru ile varlık kazanır. Bu gücü elinde tutarak kullanabilenler, kendi bilgisine ve varlık manasına erişme mertebesine ulaşabilir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...