İNSAN KENDİ DÜŞÜNSEL EVRENİNİ KURMALI
Yukarı
İNSAN KENDİ DÜŞÜNSEL EVRENİNİ KURMALI
HAKİKAT DÜŞBAZI

İNSAN KENDİ DÜŞÜNSEL EVRENİNİ KURMALI

Bu içerik 873 kez okundu.

“Düşünce ekersin davranış biçersin. Davranış ekersin alışkanlık biçersin. Alışkanlık ekersin karakter biçersin. Karakter ekersin kaderini biçersin. Ey insan oğlu bilmez misin ne ekersen onu biçersin.” Mevlana 

 

Özgün ağırlığı olan bir yaşam dengesini yakalamak vicdani, akli ve özgür tercihlere insanın kendisini açmasıyla ilgilidir. İnsan herkesten önce özgür iç sesini duyacak şekilde kendi düşünsel evrenini kurmalıdır. Kendi inkarı yerine, kendi iç barışını sağlamış bir insan karakteri mutlaka toplumsal sorumluluklarınada sahip çıkar.

 

Uğruna yaşamayı cesurca göze aldığı öz değerlerini yaratanlar kolay kolay zorluklar karşısında inanç kırılması yaşamazlar. Moral değerlerini küçümseyenler ise bir arpa boyu yol alamazlar. Mazeretlere sığınıp kendisini aklamaya çalışmanında bir kıymeti harbiyesi yoktur. İnsanın kendisine karşı tutarlı ve özlü olması başarılı çıkışlarında sırrıdır.

 

İnsanın etik açıklığa riayet etmesi kendi iç sesini görünür kılmanında etkin bir yoludur. Düşünsel ve davranışsal uyumu gösteren vicdani bir dilin insan iç sesini dışarıya aktarma şeffaflığı, insan yaşamıda zenginleştirir. İç uyumdan yoksun çarpık bir gündelik dil ise en baştan kendi sahibini yaralar.

 

İnsanlar içlerindeki ahlaki güce sarılmayı çoktandır unuttu. Oysa özgür ve diri bir ruhun gıdası ahlaktan aldığı aracısız öz güçte saklıdır. En acısıda insan en çokta bilmeden kendi bozgunculuğuna prim tanır. İnsana yeni ufuklar açan aydınlanma bilinci ise her daima içsel bir ağırlık taşır.

 

Kendisine eleştirel bakabilmeyi başarmış bir insan büyük aşama kaydetmiş demektir. Günlük olgular, önyargılar, algılar kasırgasında savrulmamanın yolu; insanın kendi içinde kök salmış güçlü değerler yaratmasına bağlıdır. Üretilmiş gerekçelerle etrafı sarılmış bir benlik inşası sağlıklı sonuçlara insanı götürmez.

 

İnsanın kendi öz doğasına yabancılaşması paradoksların en büyüğüdür. Güven yitimi yaşayan insanlar, çoğunlukla kendi içlerinde kazdıkları uçurumlara yol alırlar kırgın bir sessizlik eşliğinde. Hüzün notaları çoğu sefer ruhu delik deşik ederken, beden dışına bile çıkmayı başaramazlar.

 

Günlük hayatta tüketimin yarattığı çöp dağları şehirlerin etrafında büyürken, insan değerinin küçüldüğü-küçültüldüğü tuhaf bir döngü ikliminde insan anlamsallığı gün geçtikçe tükeniyor. Elde kalan çaresiz yakınma nidaları ve büyüyen insan iç yoksulluğuda cabası.

 

Yaşadığımız çağın ikinci el zamanında, kendi hakikatine yalan ve yanlış katanların vicdan terazisi asla adil bir tartıyı tutturamaz. Bir gram yalan bile vicdan tartısında hakikatin özgün ağırlığını bozar. Toplumun olumsuz değer yargıları ne kadar kendini dayatırsa dayatsınlar, doğru bir insandan yanlış bir karakter çıkaramazlar. Büyük bir umutla içimizdeki çocuksu şeffaf insana sarılalım ve özgürce kendi yaşam seçeneklerimizi oluşturalım. Kendi iç bakışların irdeleyenler ve öz yaşam anlatılarının psikolojik anatomisini çözenler, kolay kolay kurgulanmış yaşamlara savrulmazlar!

Sende Yorumla...