AKREPLER ŞEHRİNDE YÜREK BURKAN VEDALAR
Yukarı
AKREPLER ŞEHRİNDE YÜREK BURKAN VEDALAR
HAKİKAT DÜŞBAZI

AKREPLER ŞEHRİNDE YÜREK BURKAN VEDALAR

Bu içerik 1231 kez okundu.

“Dedikodu basit ruhlu insanların eğlencesidir.“

Pierre Corneille

 

Eskilerde Elıh’ın akrepleri çok meşhurdular. Yazın gün geçmezdi ki bir akrep sokma vakası yaşanmasın kentte. Neredeyse halk arasında Batman akrepler şehri anlatısı bir efsane gibi gündem oluştururdu. Bu akrepli gündemler yerini insanın vicdanını ısıran dedikodu akrepliğine bıraktı. Yani bir nevi akrep hikayeleri evrim geçirdi. Bilinir akreplerde tıpkı dedikodunun karanlık doğası gibi zamanla kendilerini sokar ve ölürler. Sosyal izolasyon ve teşhirasyon dedikoduculuğunun Akrepler şehrindeki mazisi çok eskidir. Kentte hemen hemen canlarını yakmadıkları kimseciklerde kalmamıştır. Ahlaki ve vicdani üretimden yoksun bu insani değerleri itibarsızlaştıran illet kültürü, örgütlü bir cehalet zemininden besleniyor.

 

Yaftacı toplumlarda yaşamı anlamlı kılma uğraşı badireli bir bilge çilecilikten farksızdır. Hakikatten yoksun sanılar, olay ve olgulardan yoksun ön yargılara dönüşürler. Can acıtır, onur kırar ve kaçırtır ilkeli bireyleri yaftacı topluluklar. Bu bazen içe doğru bir kaçış şeklinde, bazende insanın kendi ötesine firari olmasına yol açar. Batman’ın kırılgan ön yargılı ve yaftacı zemini her zaman ardında suçsuz kurbanlar yığını bırakır.

 

İtibar suikastçiliği ve küçük hesaplar kurnazlığnın ne çok değerin Batman’da boşu boşuna harcanmasına yolaçtığı bir bilinse işin vehameti anlaşılır. Haset ve çekekememe ikileminden doğan sosyal çevre kıyımı, somut yaşama tutunmaya çalışan pozitif insanların karşısına soyut dedikodu kültür taşıyıcıları tarafından bir kıyım makinesi olarak çıkarılır. Yaşadığı kente bir tek gram pozitif değer katamayan bu kara çalan asalakçı koronun yolaçtığı tahribat sanılandan çok çok daha büyüktür. Adeta kentin ruhunu kemirirler ve moral değerlerini emerler. Bu kötücül yaftacılar korosunun ürettikleri yalan, fitne ve fesatın bini bir paradır.

 

F. Nietzsche meramımızı şu veciz özdeyişiyle açıklar ”İnsanlar vardır ki, herşeyleri eksiktir, fakat yine de birşeyleri fazladır. İnsanlar vardır ki; büyük bir gözden, büyük bir ağızdan, büyük bir karından veya herhangi bir organdan başka birşey değildirler.”

 

Bilinir olgun insanlar kendi öz değerliliklerini başkalarının sahte kutsallıklarına kurban etmez ve yozlaşmış bir takasta kullanmazlar. Doğal yaşam iç güdüsüne saldıran örgütlü manipülasyonlar silsilesini berteraf etmenin yaratıcı yol ve yöntemlerini kent ortak bilinci akli selim bir bilinçle mutlaka bulmalıdır. Zira yaşam tutkusuna muhalefet eden bu kara çalan bağnazlığın, sahte çileci rantçılık amaçlı yalanlarına safça kanan kanana. Oysa yaratıcı insanın pozitif değerini savunma ilkesini esas almak sorgulayan toplumlarda başlı başına bir vicdani ilkeye tekabül edebilmelidir.

 

Kentin yaşam iklimini olumsuz etkileyen şiddet sarmalı, çığ gibi büyüyen boşanma oranları, hoşgörüsüzlük izdihamı ve cinnetin eşlik ettiği mutsuzluk ruh hali alarm veriyor. Bunu alttan alta körükleyen en önemli etmenlerden biride dedikodu kültürünün baskın varlığıdır. Barıştırma yerine karşıtlaştırma prim görüyor.

 

Halkların mertlik ve ahlaki vicdan kültürünü geliştirmek yine bunun toplumcu tarihini yaşatmak insanın varoluş gayesiyle başat önemdedir. Bu bireyin özgürlüğüne ve kendisini gerçekleştirmesine sağlıklı bir yolda sunar. Psikolojik ve fizyolojik açıdan somut kent yaşamından kopartılan her insan en başından bir mutsuzluk hapishanesine konulmuştur zaten.

 

Kendini kendinden yadsıyan insanın dramını anlama kavuşturma zamansallığını yakalamak sezgisel bilinç gerektirir. Çünkü akışkan zamanın ruhunu hissetmek meziyet işidir. Yaşam kültürü bilgeliğine erişenler kolay kolay soyut bir soluklanmayı özgür ve canlı hayatla karıştırmazlar. İnsanın kendisini gerçekleştirme yaratıcılığı işte bu aydınlanmadan geçer. Sağlıklı toplumsallıklar dağıtıcı değil bilakis yara onarıcı ve toparlayıcıdırlar. Çünkü deneyimlerinden bilirler dedikoduyu söyleyen dil kadar dinleyen kulakta suçludur!

 

Kentin pozitif enerjisini vakumlayan bu ruhsal bozukluk yaşayan negatif tipleri dedikodu virüsünün toplumsal hayatı tüketen soğuk yüzleridirler. Kent hoş gürüsünü suistimal ederek, toplumun sırtından asalakça geçinirler. İnsanların birbirlerinden yalıtıldığı bir kör döğüş girdabında nafile tepişmeler sahnesini inşa ederler ve böylece kentin onur kırıcı bir sektörünüde oluştururlar. Aslında yok hükmünde ve yaşayan ölülerden de farksızdırlar.

 

Negatif kişilik anlayışlarının yaşamla tezatlık oluşturan sinsi yanları kent yaşamının doğal güven ritmini bozar. Hakikati sırtından vuran kalitesizlik semptomu kendisini aşırı şikayetçilik ve dedikodu dili üzerinden dışa vurur. Aşırılık, abartı, felaket tellalığı özlü hakikati yıpratır. Pozitif yaşamın bakış açısı ise sorundan ziyade çözüme odaklanır ve özgün, orjinal olanı farklı bakış açısının ufkundan sevgi ve bilgiyi yakalar. Hakikat hakkaniyetin kökenidir ve toplumun öz vicdanıdır, onun zedelenmesine izin vermemek gerekir.

 

Hepimiz Batman’ın sevilen, emektar ve güzide simalarından olan Haydar Tekini erkenden yitirmenin sessiz yasanı derinden yaşıyoruz. Değerlerimize hakkıyla sahip çıkmanın, onları yaşarken emekleriyle onurlandırmanın kıymetini bir türlü kent olarak bilemedik. Nice güzide Batman çocuğu sessiz sedasız sırra kadem basıyor böyle. Mekanı cennet olsun, sevenlerinin başı sağolsun.

Sende Yorumla...