ŞEHİRLERİN DE BİZİMLE YAŞAYAN RUHLARI VARDIR
Yukarı
ŞEHİRLERİN DE BİZİMLE YAŞAYAN RUHLARI VARDIR
HAKİKAT DÜŞBAZI

ŞEHİRLERİN DE BİZİMLE YAŞAYAN RUHLARI VARDIR

Bu içerik 280 kez okundu.

Belleksiz şehirlerde geçmişini unutan unutana…

Günümüz sanal medya dünyasında belleksiz nesiller revaçta. Bir yere ait olmama hissi bolca üretiliyor. Güncel bir örnek; Hasankeyf’in bize kırgın ve can çekişen ruhu önünde fotoğraf çeken-selfi yarıştıran suç ortaklığının utancını bizler çok uzaklardan bile duyumsadık ve de ızdırabını içimize akıttık.

Toprağın ölümünü haykıran betondan evler birer mezar taşları.

Ruhuna ihanet edilmiş şehirlerin sessiz akıttıkları gözyaşları ve kendince yaktıkları dilsiz ağıtları vardır. Uçsuz bucaksız Atatürk parkında çocukluğumuz geçti. Oysa Yılmaz Güney sineması bir nebzede olsa soluk almamıza olanak vermişti. Sonra parayı ve betonu her şey sanan bir nesil türeyiverdi etrafımızda

Delice sevdalarımızın vardı Batman’da, aslında veli olan ama deli sanılan “Brako”larımız. Asil ruhları terki diyar etti bizi ve şehrimizi. Ne çok yazılmayacak ve dile gelmeyecek bilmelere tanıklık yaptı Batman şehiri  Buram buram tarih fışkıran Elih’in ızdırabı ve sessiz çığlı sitemkar vedalara karıştı geçti ömrümüze. Sokak sokak, ev ev ne çok canlı şeylere tanıklık etti bu kentin asi ruhu.

Kentlere kültürel ve ruhsal yabancılaşma yerelden başlayarak evrenselliğin de ölümünü bizlere haber verir. Simalar göçtü, imgeler ve o şehrin kabristanına gömülen sesler küsmüştür artık nedenide sahip çıkılmadığımız öz kent mirası. Barajlarla kuşatıldı şehrim sonra devasa baraj suları altında bırakıldı canlı ruhumu besleyen çocukluk anılarımı. Petrol yazgısının rengi uygun görüldü kentimin gökyüzüne, simsiyah bir zifri karanlık sardı dört yanımı. Talihsizliğin talihine boyun eğmemiz istendi nedense.

*Suyun, havanın, taşın, bitkinin ruhu göçtü. Erimiş veya eritilmiş toplumsal hafızaların acısını en çok gelecek kuşaklar çeker. Kara mizah karikatürler yaşantıların sonu kasvetli boşluklarda kendini tüketmektir. Bir yandan dijital küresel dünyanın eksen oluşturma evresi bir yandan yerelliğin ortadan kalkma olasılığının getirdiği olasılık karşısında ruhsal bir bölünme yaşıyoruz. “ İnsanlığın değişken evrensel değerleriyle ilişki kurmaktan yoksun bir dikey bakış bizi çağın dışına itti. Ve 19. Yüzyıl septomlarına çakılıp kalmış bir mağdur yakınmacılık eşlik ediyor kaderimiz de kederimizde olan coğrafyamıza.

Belki de köksüzleşmenin adı değişim ve modernleşme olmuş. Kırk haramiler dünme dolabına binen binene. Sonra kokusu ve dokusu da yabancı olur şehrimizin. Havası değişir, insanı değişir, masumiyeti ve merhameti kirlenir. Ruhuna ihanet etmiş mal mülk sarhoşu kentliler ve onların aynası inim inim inleyen varoşların sessiz çığlığı arasındaki yaman çelişki açığa çıkar ansızın.

Yerel ve evrensel uyumunu yakalamış demokratik ve otantik bir yerellik beklenirken geçmişin nostaljisi sarar ruhumuzu. Rusal çöküntüye manevi yozlaşma zemin yaratır sinsice. Yozlaşan ve yozlaştıran zehirli ve yabancı bir özenti rüzgarı istila eder Şehrimi.

Kent hakkı bilincini kazanmak önemlidir. İç sorunlara ve günlük kısırdöngü rutin tekrarlara boğulup takılı kalanlar alışkanlıkları tarafından yönetilirler. Güçlü toplumsal geleneklere sahip olanlar ve tarihi bağlarına sahip çıkanlar ise gelecekten umutlu olurlar. Gelenekleri, kültürleri ve tarihi bağlarıyla barışık olmayan kentler sürekli cinnet geçirirler.

Toplumsal hizmetler için eşit şekilde dağıtılması gereken şehir rantları küçük bir parazit ve yağmacı kesime giderse adalet terazisi bozulur. Buna tüm sosyal ve ekonomik sermayesini betona gömen bilinçli olmayan ezbere davranışlarda eklenince şehirler ve sakinleri nefessiz kalırlar.

Şehirler eğer bağırlarından yerel, evrensel uyumu yakalamış toplumsal ve ruhsal tahribatları giderecek ve de onaracak mekanizmaları üreten demokratik yapılar çıkarabilmişseler kolay kolay sarsılmazlar.

Sosyal problemler üreten ve çözüm odaklı bir yaklaşımı ortaya koyamayan şehir sakinleri, ekonomik ve entellektüel sermaye kesimleri insani vizyon ve stratejiden yoksun yoz bir şehir kültürünün yaratılmasına sebep olurlar. Buda kentin belleksizleşmesine ve her açıdan zayıflamasına yol açar. Batman’ın ruhsal, toplumsal dokusunu koruyacak öz birikimi fazlasıyla vardır ama ne yazık ki bu zengin bileşen çok dağınıktır.

Umut parıltıları kendisiyle yüzleşme cesaretini gösteren ve doğru sorulara tatminkar cevaplar veren şehirlerin geleceğini aydınlatırlar. Şimdiki zamanın farkında olanlar ve zamanın gerektirdiği doğru yol ve yöntemleri yaratanlar çağın ruhunu ve insanlık trenini yakalarlar. Öz değerliliklerinin farkında olanlar şehirine, tarihlerine, kültürüne, kolektif şehir belleklerine ve aynı kaderi paylaştıkları insanına dört elle sarılırlar. Mekanın tanıklığında her insan şehire nakşedilmiş kişisel anılarına bile sarılırsa bir öz kendilik kazanır ve derin bir silkinme yaşar.

Bir Selim Temo kitabında soluklanmak, Yavuz Ekinci romanında ruhsal arınmalar yaşamak, Ahmet Güneştekin resminde evrensel tonlarda gökyüzüne bakmak. Müziğin ruhunu Faysal Gönülaçar, Mehmet çiya, Bayram Kalkan ezgilerinde hayatı ve kentimi duyumsamak, tarlalarda çalışan insanlarımın nasırlı ellerinden tutarak yaşama şükr etmek ve petrol emekçilerinin batı raman kamplarına yeniden misafir olmak için bir Batman gecesi daha yaşamak için neler vermezdim ki!

“Hevesin, mutluluğun boğazda en sert kaldığı coğrafyanın çocuklarıyız.” Cemal Süreya…

Sende Yorumla...