DÜŞMANLIK
Yukarı
DÜŞMANLIK
Cengiz Haşımoğlu

DÜŞMANLIK

Bu içerik 224 kez okundu.

İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Yabancıya ya da tanımadığına düşman olma adayıdır. Bilgi sahibi olmamasının yanı sıra cehaletinin de düşmanlığını taşır. Bilmemek, değişime ayak uyduramamak ve en önemlisi gelişim göstermemek düşmanlık beslemeye yol açar.

Düşmanlık sadece birine yönelik öfke yumağı değildir. İnsan olabildiği gibi nesne, eşya, düşünce, ideoloji, inanç da düşman olarak karşıya alınan bir kaynak olabilir.

Düşmanlık doğuran psikolojik-sosyal sebepler nefret etmek, öfke duymak, sevmemek, karşı tepki geliştirmek, eksik ve hatalı görmek, zarar verici kabul etmek gibi iç ve dış etkenler olabilir. Zira insan düşünen varlık olduğu kadar heyecan ve dürtü sahibidir. Var olan enerjisinin kaynağı durumundaki ihtiyaçlar, heyecanlar, uyarıcılar yaşam alanlarında tatmin edilme fırsatları arar.

Heyecan ve enerji dolu olan insanın tatmin olma noktasında bir şeylere yönelmesi lazım. Çünkü hayatta kalma ve yaşamı sürdürme ilkelerinin özünde hareketlilik, tatmin olma, ihtiyaçları giderme dürtüleri bulunur.

Dünyaya gönderilmesi ve yaratılmış olma felsefesi bir şeyler yapma üzerine kuruludur. İnce nokta burada: Kötülük yapmadan olumlu olanı seçmek ve yapmak!

Çünkü kötülük, kaçınılmaz olan ve kaçınılması gerekendir. İnsanın değer kaybıdır. Hareket etme ve enerjisini-heyecanını giderme kanalları iyi üzerine olmazsa, kötülük canlılık kazanarak düşmanlık-nefret doğurur.

Adaletsizlik ihtimalinde düşmanlık duygusunun artışı söz konusu olur. Nefret ve düşmanlık kötülüğü tetikleyen unsurların başında geldiğinden, hak edene hakkını vermenin hassasiyetlerini toplumsal kanun haline getirmenin yollarını bulmamız gerekiyor.

Hak edilenlerin hak edene verilmemesi, olması gerekenlerin yapılmaması ve nefrete sebep etkenleri ortadan kaldırmamak adaletsizliktir. İnsanlar kendilerini adalet ve hukuk kurallarına bağlı hissederse başkasının haklarına saygı duyar ve düşmanlık beslemez. Çünkü nefrete yol açan düşmanlık duygularının ortaya çıkmaması için adli eylemler kendini göstermektedir.

Sorunumuz olan şey iletişim kanallarımızın nefret dolu olabilecek düşmanlık nedenlerini göz ardı etmemektir. Değişik hayatların, farklı fikirlerin ve farklı insanların önemsiz sayılması veya ortak paydalar doğuran hukuk-adalet ilkelerini çıkarlar üzerine kurgulamak düşmanlık durumunu önümüze koymakta.

Düşmanlık, zulüm duygularını artırma özelliği gösterdiğinden, merhamet taşımayan ve merhamet göstermekten kaçınan kalplerin zalimlik hisleri amaç edinilmeye başlar. Kaynağı hırs, kin, haset ve menfaat olan ihtirasların sahiplerinin kalbine başkasının ruhuna ve bedenine acı verme duygusu hâkimdir.

Aslında düşmanlığı yaratan ana kaynak kalp olmakla birlikte, bu kaynağın özünde sevgisizlik vardır. İlahi aşkı ve beşeri aşkı sevgi üzerine kuramayanların kabaran zalimlik duygularının ortaya koyduğu şey ise riya, haset, nefret olmaktadır.

“Aşkı olmayan, varlığa düşmandır (N. TOPÇU)” tahlilini “Yeryüzünün gerçek fatihleri, kalpleri kazananlardır” felsefesine oturtan merhumun “Büyük hırslarla, büyük menfaatlerin sahipleri düşmanı en çok olanlardır” sonucuna ulaşmasını sağlayan etken sanırım bu bilinçtir: Var Olmak ve Günahlardan Arınmak…

Kin, nefret, hırs, haset ve menfaat duygularını canlandıran düşmanlık tohumunun büyümemesi, yetişmemesi ve insana zulüm olarak yansımaması için temel ilkenin insanın kendi içindeki düşmandan kurtarmak olduğunu fark etmek gerekiyor.

Nedir insanın içindeki düşman: İlahi adalete ve beşeri düzeni sağlayan kanunlara inanmama…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...