Yukarı
ATEİZM
Cengiz Haşımoğlu

ATEİZM

Bu içerik 280 kez okundu.

İnancı ve dini reddeden öğreti olarak Ateizm, tanrı-tanrıları ve ruhsal varlık anlayışını kabul etmeyen, inançları yok sayan düşünsel bir sistemdir. Gerçek ve doğru olanı inanç boyutu ile değil, madde boyutu ile açıklamayı kabul eden felsefi bir akım olduğundan dolayı ahlaki ilkeler, kültürel değerler, toplumsal kurallar bütünlüğü ve ilahi inançlar ret edilme anlayışını özünde barındırır.

Ateizm, Allah inancının kabul edilmemesidir. Allah’ a inanmamak, (telaffuzu bile zor geliyor) Allah’ ın olmadığını savunmak ilkesini düşünce temeli yapan bir akımdır. Üç büyük dini sistemde olduğu gibi değişik şekillerde ve şartlarda ortaya çıkan diğer tüm dini kültürlerde yaratıcı gücün varlığı kabul edilirken, Ateizm’ de Tanrı’ nın var olduğuna inanmamak söz konusudur.

Yani belli bir inancın yokluğu ve yaratıcı gücün olmadığı temel fikirdir.

Zihinlerde hemen soru ihtiyacı beliriyor: İnsan, neden zaman ve mekân birlikteliğinin varlığa anlam kazandırdığı bir boyutta inancı bir kenara bırakma ihtiyacı hisseder?

Kendi kendine yetme düşüncesi, teknolojinin ve bilimin insana evreni kontrol etme imkânı verdiğini zannetmesi, ihtiyaçlarını karşılama yeterliliğine kavuştuğunu sanması, yeryüzünün tepesine, denizlerin en dip noktasına, dünyanın en ücra köşesine ulaştığını ve sınırları yok ettiğine inanması gibi etkenler mutlak gücün insanoğlunun eline geçtiği hayalini canlandırdığından…

Daha da önemlisi Din ile Bilim çatışmasında Akıl olgusunun zamanla ilahi olanı tahrip etmesinden!

Gelişen ve değişen dünya düzeninin somut gerçekliğini Akıl ve Bilim ile açıklamaya çalışırken, manevi alanın ilahi bilgilerinin göz ardı edilmesi de ayrı bir bozucu etmen olmakta.

Ateizm’ de kutsal değerler yoktur, din düşmanlığı ön plandadır ve ilahi kaynakları benimsemezler. İnançsızlık boyutunda her ne kadar Şeytan olgusu ön planda olmasa da bozucu etkenler konusunda Ahlaki ilkeleri ve koruyucu toplumsal kuralları özgürlük dışı kabul ettiklerinden, insanı doğaüstü görme ve madde ile bir tutma anlayışı ağır basar.

Bu tür akımların veya düşünce sistemlerinin, inanç farklılıklarının ortaya çıkışında çağın şartları, bilimsel gelişme düzeyi, dini yorumlama ve yaşama noktasındaki kültürel farklılıklar, insanların hayatı yaşamalarında inançlarını kendi çıkarlarına uydurma girişimleri önemli etkenler olmuştur.

Özellikle insanı kuşatan toplumsal yapı ve diğer insanlarla birlikte yaşamanın getirdiği kurallar bütünlüğünün özgürlük kavramı ile olan çatışması veya uyumsuzluğu, kendini inançsızlık gibi aykırı inanışlara yönlendirmektedir.

Teknolojik gelişim ile birlikte eğitim alanında kat edilen mesafeler ve gelişen insan beyni akılcılığı, somut varlığı ön plana çıkararak sezgiyi, duyguyu ve inanış modellerini ortadan kaldırıcı temelleri atmaya başladı. Özgürlük ve üstün insan modeli ile her şeyden soyutlanmış ve özgürlüğünü varlığına sindirmiş insan tipi ile hiçbir kural veya yaratıcı güç mana taşımamaktadır.

Ateizm, dünya hayatında yaratıcı gücün ortadan kalkarak bilginin, felsefenin, teknolojinin mutlak gücü ile insanı mutlak değer kabul etme yanılgısına düştüğünü fark edemiyor.

Yalnız Ateizm her ne kadar inançsızlık anlamına bürünse de inancın olmadığı veya hiçbir inanç değerinin anlam taşımadığı sonucu çıkarılmasın. Ya da maddeyi tek öz kabul etmek de bir nedensellik ve inanç temeline dayanmadır. Çünkü yokluğa veya Allah’ ın olmadığına inanmak da bir inanç unsurudur. Mutlak gücü insana indirgemek ve akıl ile somut gerçekliğin her şeyin özü olduğunu savunmak da inanç meselesidir.

Daha da kötüsü makine ve sanal ortam bağımlısı olma kaderini yaşayan, bireyselleşen ve yalnızlaşan günümüz insanının inanç konusundaki zayıflığı her geçen gün artış gösterdiğinden, önü alınamayan ve farklı karakterlere bürünerek değerlerini yitiren yeni nesil insan modeline dönüşüm olmakta.

İnanç bir bütündür ve inanç sadece yaratılmış olmaya değil, insanın kendine anlam vermesine, kendini bilmesine de yardımcı olmakta. Varlığı ve yaratıcı gücü ret etmek, dini kabul etmemek, inanç sistemlerini insan dışı saymak ile aslında küçülen dünyamızı daha da darlaştırıyoruz.

İnsanın gücü ve iradesi, yaratıcı olanı sorgulama veya varlığını tartışma konusu yapmaya yetmez! Bireysel özgürlük veya kişisel bakış açısının kural tanımama dürtüsü, maddi dünyayı asıl öz kabul etmeyi gerektirmiyor.

Gerçek olan asıl öz, varlık ve insanın öncesi ile geldiği bir yerin olduğu ve tekrar döneceği asıl bir âlemin varlığıdır. Unutulan insanın yaşam öncesinin ve sonrasının mutlak gerçekliğidir. Sadece madde olmayan ruh gibi değer ve enerji taşıyan insanın ölüm ile birlikte varacağı âlemin sorgulanmasının insan düşüncesi kapasitesinin üzerinde olduğu unutulmamalı.

Modernizm anlayışının uzantısı olan ve farklılık yarattığı zannedilen aykırılık, sosyal hayatta ve bireysel alanlarda olduğu gibi din ve inanç konusunda da insanların kendilerini ayrı konumlara koyma girişimlerine sahne oluyor.

İnançsızlık adı altında Ateizm, Deizm, Teizm türü kavramların ardına sığınmanın nihilist (Hiççilik) yaklaşımlarına sapmayı gerektirmiyor. İnsan yaşam alanlarından, toplumdan, insan birlikteliğinden soyutlanacak bir yaradılışa sahip değildir.

Garip olan, günümüz dünyasında yaygınlık gösteren bireysel özgürlük kültürünün yeni kuşaklarda kural tanımama dürtüsünü yaratması ve insanların inancı da içerisine alan inançsızlık üzerine kurulu hayat felsefelerini ana amaçları haline getirmeleridir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...